Yeni Sitemizde Yayındayız

Politika Dergisi Sayı 15

href="http://www.politikadergisi.com/sites/default/files/PD15.zip">Politika Dergisi Sayı 15'i İndirmek İçin Tıklayın.

 

Emre Kongar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Kongar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2008 Cumartesi

İlhan Selçuk İçin Karşılaştırmalı Bir Biyografi Notu

Hüseyin Cahit Yalçın.

Doğum tarihi: 1874.

Ölüm tarihi: 1957.

Hapse giriş tarihi: 1954.

Hapse giriş yaşı: 79.

Mesleği: Gazeteci, yazar, politikacı, milletvekili.

Hapse girdiği dönem: Yirminci Yüzyıl'ın ortası.

İktidar: Demokrat Parti.

İktidardaki Başbakan: Adnan Menderes.

Cumhurbaşkanı: Celal Bayar.

* * *

Ahmet Emin Yalman.

Doğum tarihi: 1888.

Ölüm tarihi: 1972.

Hapse giriş tarihi: 1959.

Hapse giriş yaşı: 71.

Mesleği: Gazeteci, yazar.

Hapse girdiği dönem: Yirminci Yüzyıl'ın ortası.

İktidar: Demokrat Parti.

İktidardaki Başbakan: Adnan Menderes.

Cumhurbaşkanı: Celal Bayar.

* * *

İlhan Selçuk.

Doğum tarihi: 1925.

Ölüm tarihi: Hayatta. (Allah gecinden versin!)

Gözaltına alınış ve işkence görüş tarihi: 1971.

Gözaltına alınış yaşı: 46.

Mesleği: Gazeteci, yazar. (Politikacı ve milletvekili değil).

Gözaltına alındığı dönem: Yirminci Yüzyıl'ın ortası.

İktidar: 12 Mart askeri darbesi.

İktidardaki Başbakan: Nihat Erim.

Cumhurbaşkanı: Cevdet Sunay.

Son gözaltına alınış tarihi: 21 Mart 2008

Son gözaltına alındığı saat: Sabaha karşı 4:30.

Son gözaltına alınış yaşı: 83.

Mesleği: Gazeteci, yazar. (Hâlâ politikacı ve milletvekili değil.)

Son gözaltına alındığı dönem: Yirmibirinci Yüzyıl'ın başı.

İktidar: Adalet ve Kalkınma Partisi. (AKP.)

İktidardaki Başbakan: Recep Tayip Erdoğan.

Cumhurbaşkanı: Abdullah Gül.

* * *

Remzi Kitabevi tarafından birinci basımı Ekim 2003'te yapılan Babam, Oğlum, Torunum, Yüz Yıllık Öykü adlı kitabımda kendisi için şöyle demişim:

"...Kişisel olarak tanımadan önce, İlhan Selçuk'un başından geçenleri izlemiş bir okur olarak oldukça sert bir kişiliğe sahip olduğunu sanırdım.

Oysa, kendisini tanıyınca çok şaşırdım.

İnanılmaz bir hoşgörüye ve hemen hemen sonsuz bir sabra sahip bir insanmış meğerse..."

* * *

Kitabın yazılmasının üstünden beş yıl geçti.

Tabii Cumhuriyet'te birlikte geçirdiğimiz yıllar arttıkça onunla daha da yakınlaştık.

Şimdi bana "İlhan Selçuk nasıl bir insandır?" diye soranlara:

"Mevlana hoşgörüsüne ve Hazreti Eyüp sabrına sahip bir insan" diyorum.

* * *

Bu küçük karşılaştırmalı notu ilerde bu konuda yazı yazacaklara mütevazı bir katkı olarak hazırladım.

Araştırmacılar, İlhan Selçuk'a yöneltilen, örgüt bağlantılı suçlamayı da tarihin ışığında iyi incelesinler.

Dönemin iç ve dış koşullarını irdelesinler ve tabii yukarda adlarını andığım üç gazeteciye bu acıları yaşatan politikacıları da ayrıca ve iyice değerlendirsinler!

Bu politikacıların demokrasi anlayışını mercek altına alsınlar ve tarihin yanılmaz yargısını kendilerinden sonraki kuşaklara dürüstçe aktarsınlar.

Emre KONGAR

Bu yazı yazarın izniyle www.kongar.org adresinden alınmıştır.

2 Şubat 2008 Cumartesi

İlericilik, Gericilik, Atatürkçülük

Türkiye'de son günlerdeki kavram kargaşası bilerek yaratılıyor.

Demokratik ve laik rejimi değiştirmek isteyenler önce iktidara geliyor.

Sonra bunlar dış merkezleri etkiliyor.

Rejimin temellerini sarsıcı demeçler böylece dıştan da gelmeye başlıyor.

Bir süre sonra örgütlenme ve finansman tamamlanıyor:

Dıştan parasal destek alan ve zaten bu yola baş koydukları için başkaca desteğe gereksinme duymayan iç çevreler ile içerden beslenen ve siyasal niyetleri açısından zaten beslenmeye gerek duymayan dış çevreler birlikte bir koro halinde rejimin temellerini laik ve demokratik düzenden dinci düzene kaydıracak ve Türkiye'yi zayıflatacak kavram kargaşasını yaratıyorlar.

* * *

Son zamanlarda ilericilik ve gericilik kavramlarını tersine çevirmek ve Atatürkçülüğü (siz buna isterseniz Kemalizm de diyebilirsiniz) bu tersine çevrilmiş kavramlarla yargılamak pek moda oldu.

İlericilik nedir?

Gerici kimdir?

Atatürkçülük nedir?

* * *

İlericilik, Gericilik birkaç farklı ölçüte göre tanımlanabilir:

  1. İnsanoğlunun tarihsel gelişim sürecine göre.
  2. Üretim ilişkilerine göre.
  3. Tüketim ve paylaşım ilişkilerine göre.
  4. Siyasal rejimlere göre.
* * *
  1. İnsanlık toplayıcılıktan avcılığa, avcılıktan tarıma, tarımdan endüstriye, endüstriden bilişime doğru yol almaktadır.

    Bu çizgiye uygun bir değişmeyi amaçlayan ilerici, onu durdurmaya veya tersine çevirmeye çalışan gericidir.

  2. Üretim ilişkileri, ilkel, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist olabilir.

    Her bir üretim ilişkisini ileri götürmek isteyen ilerici, durdurmak veya geri döndürmek isteyen gericidir.

  3. Tüketim ve paylaşım ilişkileri gelir ve servet dağılımını adil olmayan bir biçimde merkezileştiren, sosyal adaleti bozan, veya bunun tersine, fırsat eşitliğini sağlayan, sosyal adalete uygun olan bir yapıda olabilir.

    Gelir ve servet adaletinin bozulmasından yana olanlara gerici, fırsat eşitliğinden, sosyal adaletten yana olanlara ilerici denir.

  4. Siyasal rejimler temel hak ve özgürlükleri güvenceye alan laik ve demokratik ilkelere dayalı veya, çeşitli gerekçelerle temel hak ve özgürlükleri askıya alan anti-demokratik uygulamalara dayalı olabilir.

    Demokratik ve laik rejimlerden yana olanlar ilerici, anti-demokratik rejimlerden yana olanlar gericidir.

* * *

Atatürkçülük (veya Kemalizm) felsefi, tarihsel ve siyasal olarak üç ayrı ölçüte göre tanımlanabilir.

  1. Felsefi olarak Atatürkçülük, tek kelimeyle akılcılıktır.

    Akılcılık, tanım gereği Aydınlanmayı, bilimselliği ve çağdaşlığı da içerir.

  2. Tarihsel olarak Atatürkçülük, Bağımsızlık Savaşını ve Atatürk Devrimlerini, Sevr'den Lozan'a, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişi, din-tarım toplumundan endüstri toplumuna ve ulus devlete dönüşümü içerir.
  3. Siyasal olarak Atatürkçülük, emperyalizm karşıtlığını, ulusal bağımsızlığı, laik ve demokratik düzeni ve çağdaş dünyanın bir parçası olmayı içerir.
* * *

Bu yazı çerçevesinde açıklanmaya çalışılan ilkeler, ölçütler ve tanımlar bağlamında, ilericiliğin hangi ölçütünü kullanırsanız kullanın, Atatürkçülüğün tanımını hangi biçimde yaparsanız yapın, Atatürkçü olan ilerici, Atatürk'e karşı çıkan gericidir.

Prof. Dr. Emre KONGAR

Not: Bu yazı değerli Eğitimcimizin İzniyle www.kongar.org adresinden alınmıştır.

14 Ocak 2008 Pazartesi

Aydınlanmamış Aydınlar...

Sevgili okurlarım, aslında bu yazının başlığını "Aydın İhaneti" koyacaktım.

Çok alışılmış ve çok klasik olduğu için vazgeçtim.

Onun yerine zıt kavramlardan oluşan "oksimoron" bir başlık seçtim.

* * *

"Aydın", "aydınlık" gibi "aydınlanma" gibi temel kavramlardan gelen bir sözcük...

Eski deyimle "Münevver"...

O da aynı kökten geliyor:

Işıklanmış, nurlanmış anlamında "Tenevvür etmekten" yani "aydınlanmaktan"...

* * *

Her iki sözcüğün temelinde de aynı kavram var: Işık, aydınlık, nur...

Bu nedenle "Aydınlanmamış Aydın" ya da "Tenevvür etmemiş Münevver", aynen "yaşayan ölü" gibi "oksimoron bir deyim.

Siz buna "Karanlık Nurcu" veya "Aydınlatmayan Işıkçı" da diyebilirsiniz!

* * *

"Aydınlanmamış Aydınlar" nasıl ortaya çıkıyor?

Medyaya nasıl egemen oluyor?

* * *

"Aydınlanma", Batı Avrupa'da yaşanan bir tarihsel döneme ve bir kültürel-siyasal sürece verilen isim.

Temelleri Rönesans ve Reformla atılan, Fransız İhtilali ile patlayan ve "Yakın Çağ"ı başlatan bir süreç:

Endüstri Devrimi ve onun sonuçları olan kentleşme ve demokratikleşme ile tüm dünyaya egemen olmuş.

* * *

"Aydın" esas olarak yukarda açıkladığım bu sürecin doğurduğu bir birey tipi.

Süreç, zorunlu olarak din-tarım toplumunun feodal yapısını çökertmiş...

İnsanları, dinin (kilisenin) ve toprak ağalığının baskısından kurtarmış, onlara özgür ve bağımsız bir kimlik, eşitlik, adalet ve kendi yazgısına egemen olma hakkını vermiş...

Böylece, boyun eğen dogmatik kişilikten, özgür ve bağımsız, sorgulayan kişiliğe ve bu kişilik tipini yaratan, destekleyen, bilimin yol göstericiliğinde işleyen kurumlara geçilmiş...

Aydın, hem bu kurumları yaratmış ve desteklemiş, hem de bu kurumlar tarafından yaratılmış ve desteklenmiş.

Batı'daki kısa tarihçe bu.

* * *

Bizdeki "Aydınlanmamış Aydın", okumuş-yazmıştır...

Diplomalıdır...

Ama eşitlik ve adalet ilkelerine, bireyin kendi yazgısına egemen olma hakkına önem vermez...

Bağımsız, özgür ve sorgulayıcı kişilik ve bu kişiliği geliştirici kurumlar, bilim ve demokrasi onun için önemli değildir...

Onun için önemli olan cemaatçilik, dogmatizm ve iktidar dalkavukluğudur...

Sürekli bir "kıble" arar...

Moskova çökünce, Washington'a döner, Brüksel'e döner, Mekke'ye döner...

Döner babam döner...

Köle ruhlu olduğundan, patronlar tarafından tercih edilir; hemen medyaya da egemen olur, o gazete senin, bu televizyon benim, dolaşıp durur...

İktidarlar değişir, efendiler değişir, kıbleler değişir, ama onun dalkavukluğu değişmez...

Arkasına, hangisi olursa olsun, iktidarın gücünü alır...

Yozlaşmış, üç kağıtçı siyasetçinin vazgeçilmez müttefikidir...

Arap olsun, Batı olsun, her türlü emperyalizmin hizmetindedir...

Eleştirmez, över...

Sorgulamaz, biat eder...

Prof. Dr. Emre KONGAR

Not: Bu yazı değerli hocamızın izniyle http://www.kongar.org/aydinlanma/2008/605_Aydinlanmamis_Aydinlar.php adresinden alınmıştır.

12 Ocak 2008 Cumartesi

Türban "Özgürlüğü !" ve Sonrası

"Örtünme" değil, "örtme" özgürlüğü...

Türban...

Ya da sıkmabaş...

Ya da tesettür...

Kısacası ve açıkçası kadının "örtülmesi"...

Kadınlar için "örtünme" değil, erkekler için "örtme" özgürlüğü!...

"Kapanma" değil, "kapatma" özgürlüğü!...

Dincilerin ve türbancıların, kadınların bireysel ve özel yaşamlardaki özgürlükleriyle yetinmeyip kamu alanlarında, özellikle de üniversitelerde, kendi kafalarındaki rejimi dayatmak ve yine kendileri yani erkekler için istedikleri "kadını örtme özgürlüğü!"

* * *

Evlatlarımızı ve kadınlarımızı nasıl örtüyoruz?

Ne zaman örtüyoruz?

Kim örtüyor?

Bırakın reşit olmayı, daha buluğa bile ermemiş çocuklarımızın beyinlerini nasıl yıkıyoruz?

Erkek egemen feodal kültür nasıl işliyor?

* * *

Haber çok tirajlı gazetelerde yayımlanınca kıyamet koptu:

Amerika'da yaşayan Ömer K., kız kardeşi Zehra'yı ilkokuldan alıp başını örterek Kuran kursuna yollayan anne-babasına karşı velayet davası açıyor.

Dava Fatih Üçüncü Sulh Hukuk Mahkemesi'nde 4 Mart 2008 günü görülecek.

Olay kamuoyuna yansıyınca, arkasından tamamlayıcı bilgiler de geldi:

Aile, kızlarını okuldan alıp, Fatih'ten ayrılmış, İstanbul dışına gitmiş.

Aslında ilkokul birinci sınıftan itibaren okula yollamaktan vazgeçmişler ama bunu gizlemişler; Amerika'daki ağabeye sahte karneler yollanmış.

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, ailenin izini bulamadığı için olayın arkasını kovalamayı bırakmış.

* * *

Şu trajediye bakar mısınız:

Bazı aileler, artık kızlarının buluğa ermesini bile beklemeden, daha okul çağında, başlarını örtüyor; üstelik okula da yollamıyor, Kuran kursuna gönderiyor.

Erkek egemen feodal kültürün "örtme" baskısı, o evladımızın sözde "örtünme özgürlüğü" oluyor...

* * *

Önce aile:

Dönüm noktalarının ilki, okul çağı.

Bu çağ atlanırsa, ikinci aşama, buluğa erme.

Sonra devlet:

Çocuk imam-Hatip okuluna gidiyorsa, devlet eliyle örtme işlemi.

Sonra evlenme:

Evladımızın başı hâlâ açıksa, "Bizim aile muhafazakardır, babam başı açık gelin istemez" muhabbeti...

* * *

Peki bu işin sonu nereye gidiyor?

Üniversitedeki tesettür özgürlüğü kavgası, imam-Hatip okullarındaki örtme uygulamasıyla birlikte ve özellikle ondan sonra yaygınlaştı, güçlendi.

Üniversite kavgası kazanılınca, sıra yargıçlara savcılara, kaymakamlara, valilere gelecek.

"Siyasal Bilgiler ve Hukuk diplomasını tesettürlü olarak almış olan evlatlarımız niçin yargıç, vali olamasınlar" kavgası başlayacak.

Bu gidişle sıkmabaşlı, hatta çarşaflı savcıların, yargıçların yanında tesettürlü kadın kaymakamlar, valiler dönemine hazır olalım...

* * *

Daha sonra neler olabileceğini ise, Irak'a ve Pakistan'a bakarak tahmin edebilirsiniz.

Prof. Dr. Emre KONGAR

3 Ocak 2008 Perşembe

Dinci Oligarşiye Geçişin Aşamaları

Türkiye Cumhuriyeti'nin, Çok Partili Rejim'e geçişi 1946'da yapılan genel seçimlerle resmen onaylandı.

Bu tarihten itibaren, 60 yıllık süre içinde rejim, yavaş yavaş, adım adım, tedricen, Dinci Oligarşi'ye doğru yol aldı.

Bugün gelinen noktadaki korkutucu gerçek, artık ülkemizde Çok Partili Rejim'in tümüyle yozlaştırılmış ve Demokrasi'den çok uzaklaşmış olmasıdır.

Türkiye'de Demokrasi dediğimiz rejim, günümüzde zaten, çoğunluk diktatörlüğüne, yağmacılığa ve Liderler Oligarşisi'ne dayalı, dışa bağımlı, garip bir kimliğe bürünmüştür.

Rejimimiz, Anayasamız'da yazdığı gibi, "Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" kimliğini tam oturtmuş olsa, ne dincilik bir tehlike oluşturabilirdi, ne de Dinci Oligarşi iktidara gelebilirdi.

Türkiye'nin önündeki Dinci Oligarşi tehdidinin gerçekliği ve büyüklüğü, bu oligarşiye, gerçek bir Demokrasi'den değil, zaten oligarşik niteliğe dönüşmüş bir başka yapıdan geçiyor oluşumuzdan kaynaklanmaktadır.

Gerçek bir Demokrasi'den, ne türlü olursa olsun bir oligarşiye, hele Dinci Oligarşi'ye geçiş daha zordur.

Batı'da Dinci Oligarşi tehlikesinin söz konusu olmayışı bundan dolayıdır.

Oysa bir oligarşiden başka bir oligarşiye geçiş daha kolaydır.

Çünkü rejim zaten oligarşiktir, bütün yapılacak iş bunun temellerini dinciliğe kaydırmaktır.

* * *

Türkiye'de Çok Partili Rejim'in Dinci Oligarşi'ye dönüşme süreci, kimi zaman birbirini izleyen, kimi zaman da birbirinin içine geçen şu aşamalardan oluşuyor.

Çoğunluk diktatörlüğü.

Yağmacı düzen.

Liderler Oligarşisi.

Dışa bağımlılık.

Dinci iktidar.

Dinci Oligarşi'nin kurumlaşması.

Bu aşamalar üç dönemde gerçekleşti.

Birinci dönemde, Çok Partili Rejim, Demokrat Parti'nin iktidarında, Demokrasi'ye doğru evrimleşeceğine, Çoğunluk Diktatörlüğü'ne dönüştü.

Böylece birinci aşama da, ortaya çıktı.

Tabii aynı anda, yağmacılığın, Liderler Oligarşisi'nin ve dışa bağımlılığın da tohumları atılıyordu.

İkinci dönemde, 1965'ten sonra gelen iktidarlar zamanında, rejim, hem yağmacılık hem de lider sultası çizgisinde evrimleşti.

Çok Partili Rejim artık, yağmacı bir ilişkiler yumağına ve Liderler Oligarşisi Düzenine dönüşmüştü.

Bu sırada dışa bağımlılık iyice gelişti.

Aynı süreç içinde Dinci Oligarşi'nin tohumları da yeşermeye başlamıştı.

Böylece ikinci, üçüncü ve dördüncü aşamalar eş zamanlı olarak gelişti.

Üçüncü dönem 1980 darbesi ile yaşandı. Bu darbe sonucunda iktidara gelen Evren-Özal ikilisi, yağmacı düzeni, Liderler Oligarşisi'ni ve dışa bağımlılığı iyice kurumlaştırdı, Dinci Oligarşi'nin filizlenen tohumlarını daha da büyüttü.

Dördüncü dönem, 2002 seçimleriyle başladı.

Bu dönemde, beşinci aşama olan Dinci Oligarşi'nin iktidarı vücut buldu.

Şimdi, 22 Temmuz 2007 seçimleri ve 28 ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimi ile, iktidardaki Dinci Oligarşi'nin kurumlaşması başladı.

Bundan sonra çok daha hızlı ve açık bir biçimde bu oligarşinin kurumlaşma çabalarına tanık olacağız.

Başta Anayasa olmak kaydıyla tüm yasalar, yönetmelikler Dinci Oligarşi'nin önünü açacak biçimde değiştirilecek.

Tüm hükümet, devlet ve yerel yönetim kadroları dinci cemaat mensupları tarafından doldurulacak.

Tabii bu arada yargı ve üniversiteler de ihmal edilmeyecek.

Medya buna göre yeniden yapılandırılacak.

Sermaye, el değiştirecek, iç ve dış kaynaklı dinci sermaye piyasalara egemen olacak.

Toplumsal yaşam da "mahalle baskısı" ile denetim altına alınacak; tesettür, haremlik-selamlık ve benzeri uygulamalar yaygınlaşacak.

* * *

Tabii zaman içinde bu Dinci Oligarşi kurumlaşmasının da diyalektik tepkileri oluşacak.

Onları da hep birlikte izleyeceğiz.

Prof. Dr. Emre Kongar

Not: Bu yazı Değerli Hocamızın İzniyle http://www.kongar.org/aydinlanma/2007/587_Dinci_Oligarsiye_Gecisin_Asamalari.php Adresinden alınmıştır.

29 Aralık 2007 Cumartesi

Demokrasi Ne Değildir?

Değerli okurlarım, şimdiye kadar derdimi, "Demokrasi nedir" diye anlatmaya çalıştım.

Bugün konuyu, "Demokrasi ne değildir" diye ele almak istiyorum.

* * *

Demokrasi, emperyalizmin kuklalarının "halktan yetki aldık" görüntüsü altında ülkeyi yönetmesi değildir.

* * *

Demokrasi, ülke çıkarlarının emperyalistlerin çıkarları uğruna feda edilmesi değildir.

* * *

Demokrasi, terör eylemlerinin yeşereceği ve egemen olacağı bir ortam değildir.

* * *

Demokrasi, sayısal azınlıkların ya da sayısal çoğunluğun, milli ya da dini duyguları kötüye kullanarak, ülkeyi faşizme ya da şeriatçılığa sürüklemesi değildir.

* * *

Demokrasi, etnik bölücülük değildir.

* * *

Demokrasi, çoğunluk diktatörlüğü değildir.

* * *

Demokrasi, ülkeyi yönetenlerin demokrasinin ön koşulları olan laikliği, temel hak ve özgürlükleri, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak eylemleri, "sandıktan çıktık" gerekçesine sığınarak yapması değildir.

* * *

Demokrasi, tarikatların ve cemaatlerin egemenliği değildir.

* * *

Demokrasi, feodal düzen, toprak ağalığı değildir.

* * *

Demokrasi, kadınların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi, evde oturmaya veya örtünmeye zorlanması, köleleştirilmesi değildir.

* * *

Demokrasi, kadınların "töre cinayetleri" adı altında katledilmesi değildir.

* * *

Demokrasi, liderler oligarşisi değildir.

* * *

Demokrasi ayrıcalıklı bir siyasetçi sınıfı yaratmak değildir.

* * *

Demokrasi, sahtecilerin, vurguncuların, hırsızların, uğursuzların, dokunulmazlık zırhına bürünmesi değildir.

* * *

Demokrasi, genel olarak yağmacılık değildir.

* * *

Demokrasi, özel olarak halkın ve politikacıların el ele, tarihsel, doğal ve kentsel zenginliklerimizi, sit alanlarını birlikte talan etmesi değildir.

* * *

Demokrasi, yoksulluk ve gelir adaletsizliği değildir.

* * *

Demokrasi, sağlıksız konutlar, gecekondu yaşamı değildir.

* * *

Demokrasi, sosyal güvenlikten ve sağlık hizmetlerinden yoksun olmak değildir.

* * *

Demokrasi, doğal kaynaklarımızın tüketilmesi, hava ve su kirliği değildir.


Prof. Dr. Emre Kongar

Not: Bu Yazı Değerli Hocamızın İzniyle http://www.kongar.org/aydinlanma/2007/598_Demokrasi_Ne_Degildir.php Adresinden Alınmıştır.

15 Kasım 2007 Perşembe

Mübeccel Kıray ve Toplumbilim

Türkiye'den bir yıldız daha kaydı.

Sevenleri ve arkadaşları ona "Beco" derlerdi.

Adı Mübeccel Belik Kıray'dı.

* * *

"Soğuk Savaş" döneminin en baskıcı yıllarında Türkiye'de Toplumbilim öğrenmek ve öğretmek, araştırma yapmak için olağanüstü güçlüklere göğüs germişti.

Umudunu ve mücadele gücünü hiç yitirmemiş, bütün güçlüklerin üstesinden gelmiş, öncü araştırmalara ve kuramsal modellere imza atmış, çok değerli öğrenciler yetiştirmişti.

Adını dünya ve Türk toplumbilim literatürüne altın harflerle yazdırmıştı.

* * *

Yaşam arkadaşı, Dr. İbrahim Kıray, namı diğer "İbo", en yakın mücadele yoldaşıydı aynı zamanda.

Kızı Emine Kıray, Osmanlı Borçları hakkındaki mükemmel kitabıyla ün yapmış bir biliminsanıdır.

* * *

Yaşama bakışı ve Toplumbilim yaklaşımı "Marxist-diyalektik" ilkelere göre biçimlenmişti.

Çağdaş Toplumbilimin gereği olan "alan araştırmalarında" tabii ki uygulamacı, pozitivist, deneyselci yöntemleri ve teknikleri kullanırdı.

Elde ettiği bulguları, diyalektik yaklaşımla yorumlar, makro sentezlere bu biçimde ulaşırdı.

* * *

Türkiye'de Toplumsal Bilimler alanındaki iki eksikliği, bu sentezi ile aşmıştı:

Birinci eksik, sadece "kuramsal (teorik), spekülatif düşüncede" kalıp, ortaya konan varsayımları gerçek yaşamla test etmemekti.

İkinci eksik "alan araştırmalarının sonuçlarını" sadece bir fotoğraf gibi ortaya koymak ve makro bir çerçevede yorumlamamaktı.

Mübeccel B. Kıray işte kendi içlerinde çok yaralı ve verimli olan ama birbirleri ile ilişkilendirilmeyince eksik kalan bu iki çabayı birleştiren, bütünleştiren bir senteze sahipti.

Bu sentezci yaklaşım ona, hızla değişmekte olan Türkiye gibi ülkelerde (gecekondu olgusu gibi, arabesk müzik gibi) ortaya çıkan yeni ve geçici yapılanmaların gerçekçi ve bilimsel çözümlemelerini yapmak ve bilimsel açıdan kavramsallaştırmak olanağı vermişti.

Toplumbilimde, "bozuk", "yanlış" gibi değer yargılarına yer olmadığını bilen Kıray, hızlı değişmenin ortaya çıkardığı bu yeni ve geçici olguların, aslında toplum tarafından fonksiyonel bütünlüğü sürdürmek amacıyla üretildiğini görmüş ve onlara "Tampon Kurumlar" adını vermişti.

Böylece "din-tarım toplumlarının" yapısıyla, "endüstri-kent toplumlarının" yapısı arasında yeni bir "değişmekte olan toplum" yapısı modeli oluşturmuştu.

"İdeal modeller" bağlamında, hızla gelişmekte ve değişmekte olan ülkelerin, hem tarım hem de endüstri toplumlarından farklılığı üzerine, dünya ve Türk Toplumbilim literatürüne önemli bir katkıda bulunmuştu.

* * *

Üniversitede benim hocam olmadı.

Ama daha öğrenciyken, yaptığı alan araştırmalarına katıldım ve ondan çok şey öğrendim.

Akademik çalışma yapmaya başlayınca, Toplumbilime olan katkılarının farkına vardım.

Türk Toplumbilimcileri kitabımda onu inceledim.

Mübeccel Belik Kıray'ı tanımış ve onunla çalışmış olmaktan mutluluk ve onur duyuyorum.


Prof. Dr. Emre Kongar

Not: Bu yazı yazarın izniyle http://www.kongar.org/aydinlanma/2007/596_Mubeccel_Kiray.php adresinden alınmıştır.


Yazı Hakkındaki Yorumunuzu Bırakın

© Blogger Templates | Tech Blog