(Yorumlarınız dışında bize yollayacağınız yazılar ile lütfen bize destek olun. Sesinizi her kesime özgürce duyurun.)
Hepinizin önünde saygı ile eğiliyoruz. İyi ki varsınız.
iletisim@politikadergisi.com
Dergimiz En İyi Firefox ile Görüntülenir. Ücretsiz İndirin.
|
|
| Politika Dergisi grubuna kayıt ol |
| Bu grubu ziyaret et |
Konudan fazla kopmadan ekleyeceğim bir şey var. Toplum mühendisliği olarak tanımladıkları kemalizm aslında toplum mühendisliği değil, toplum önderliğidir. Toplumun ellerini, ayaklarını bağlamış olan Emevici İslam zorbalığının tasfiyesidir. Ancak 1980’den sonra gelen hareket; ahlakından tutun da, siyasal bilincine kadar toplumun tüm anlayışını değiştirmiştir. Esas toplum mühendisliğini kim yapmış, yeniden ele almakta fayda var. Bu çıkarımlara karşı çıkanlar olabilir. Ancak ben, yola çıktığım nokta ile geldiğim nokta arasında tutarsızlık göremiyorum.
Son olarak söylemek istediğim; Türk’ün İslam anlayışı çok büyük tehlike altındadır. Bunu laik olduğunu iddia eden birisinin söylemesini garip karşılasanız da bu böyle… Türk’ün İslam anlayışı nasıldı? Allah’ın varlığını duyduğu sevgide, ağırladığı konukta, söylediği türküde hissederdi. Ancak bugün Türk -maalesef- Allah’ını başına taktığı bezde, yardım duygusuyla değil; kesin rakamlarla ve kimi zaman da gösterişle verdiği zekâtta bulmaktadır. Türk, Tanrısını toplum mühendislerinin (kim olduklarını daha önce belirtmiştim) etkisiyle Batıcı bir anlayışla yorumlamaktadır. Türban gibi sorunların neden 1980’den sonra patlak verdiğini bir de böyle irdelemekte fayda var. Putlaştırılan İslam bir nevi Hıristiyanlaştırılan İslam’dır. Türk, yıllardır kendisini yoran Arap-Emevi faşizminden sonra Putçu-Hıristiyan faşizmin tehlikesi altındadır. İslam anlayışımız da yıktığı putları şimdi kendisine bayrak olarak kullanma tehlikesi altındadır.
Yazımı Mustafa Kemal’in ünlü bir sözüyle bitiriyorum:
“Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki büyük ölçüde din perdesine bürünmüşler saf ve nezih halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırdılar. Hâlbuki elhamdülillah, hepimiz müslümanız, hepimiz dindarız. Artık bizim dinin icabını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur.”(1923)
Emrah ÖZDEMİR
(*) Yanlış anlaşılmalara karşı tekrar açıklamakta fayda var: Müslümanlığın Protestanlığı diye tanımladığım anlayış, Müslümanlığın özü korunarak çağın şartlarına ayak uydurmasıdır.
(**) Protestanlığın Müslümanlığı diye tanımladığım anlayış ise, Protestan dünyasının istediklerini yapan, onların biçtiği Müslümanlığı kabul eden anlayıştır.
| Kutlu doğum haftası adı altında Van'a giden Şevket Eygi, Van da sabah namazına giden Eygi, Kendisiyle birlikte 7 kişiyle cami girdiklerin de, Kaldı ki bu camii de Hz. Ömer Camisi yani Van'ın büyük camilerinden biridir. Vatan gazetesinin haberine göre Eygi diyor ki " Van'da sabah namazı için Hazret-i Ömer Camii'ne girdik. İçeride iki üç kişi var. Bizim kafilemiz yedi kişi. Ezan okundu, sünnetleri kıldık. Son gelenlerle cemaat 14 kişi olmuştu..." Belki Milli Gazete yazarı bu duruma çok bozulmuş. O kadar kifayetsiz ve bana göre aşağılayıcı ve sanki Allah veya peygambermiş gibi, "Onlara "Hani siz bana Van'ın ahalisi dindardır" demiştiniz. 300 bin nüfuslu bir İslâm şehrinin ortasındaki büyük camide sabah namazı sadece 14 kişilik (bu rakamın 7'si biziz) bir cemaatle mi kılınmalıydı?..." Eygi kalkıp bir ilin bütün insanları neredeyse dinsiz gibi görüyor. Hani koskocaman dinimiz "bir bez parçasına" indiren zihniyet insanların sabah namazını tabi burada beklide oradaki insanlar sabah namazını kendi evinde kıldığını hiç düşünmeden sabah namazı için cami gelip namaz kılmadıkları için neredeyse dinsiz olarak nitelendiriyor. Bir de kalkıp sanki peygambermiş gibi "Önümüzdeki birkaç yıl içinde, namaz kılan halkın sayısını, yüzde 10'dan, yüzde 60'a çıkartmalıyız..." çok kifayetsiz bir söz ediyor. Öncelikle Milli Gazete yazarı Şevket Eygi'ye soruyorum: Sen kim oluyorsun da hangi yetkiyle insanların dini vazifelerini yerine getirmiyor diye hesap soruyorsun? Allah mısın yoksa Peygamber mi? Bizim binlerce yıllık dinimizi nasıl bir bez veya bir namaza indirebiliyorsunuz? Bizim gibi bu zor şartlarda daha fazla çalışmak da kalan insanlarımızın 5 Vakit namaz kılmayan ama ramazanda orucunu, Kurban da kurban keserek namaz dışındaki bütün dini hükümlülüklerini yerine getirenleri nasıl sadece namaz kılmadı diye günahkâr ilan eder bir hava giriyorsun? Son olarak Vatan Gazetesinin resmi internet sitesinde bu haberle ilgili olarak yorum yapan bir okuyucunun sorduğu soruyu bende soruyorum; "AKP Van'dan 22 Temmuz seçimlerinde %53,6 (161.000) oy almış. Türban konusunda kendilerine dindar insanlarımızın oy attığını ve bu kesimi temsil ettiklerini söyleyen AKP, En çok oy aldığı ilde tablo böyleyse o ağızlarına sakız ettikleri %46 neyi ifade ediyor bir düşünsün?" Gelelim asıl konuya, Geçtiğimiz günlerde haber ajanslarına düşen bir haber tüy ürperten insanı dehşete düşüren en önemlisi de durumun ne kadar vahim boyutlarına ulaştığını gösterdi. Haberi okurken içimi çok büyük bir üzüntü kapladı. İnsanlarımızı önemlisi Atamızın o ünlü efendimiz dediği köylümüzü bu hale düşürmek bana kat ve kat acı verdi. Konya da Meram Belediyesi'nce alınan Et Balık Kurumu'nun Konya Et Kombinası üretimi durdurunca sığır üreticileri çileden çıktı ve eylem yaptı. Tepkiyi dile getiriliş şekilli ne kadar da yanlış olsa tepkileri çok haklı... Hatta bu konuda sadece sığır üreticileri değil halkımız olarak bizde tepki göstermeliyiz... Karabulut'tun da basın açıklamasında dile getirdiği : "Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında hayvan kesimi durduruldu. Yeni bir kombina yapılacağı söyleniyor. Bize yenisi yapılmadan buradaki kesimin durdurulmayacağı söylenmişti. Sözlerini tutmadılar. Bu kadar üretici hayvanlarını nerede kestirecek. Kombinanın tekrar faaliyete geçmesini istiyoruz." Daha sonra sığır üreticileri, Hem bize o kombinanın durulması halinde sıkça kurban bayramın da gördüğümüz görüntülerin tekrar yaşanacağını, Hem de Osmanlı devletin de üretim yapamayan ama kazancından daha çok vergi alınması yüzünden dağa kaçıp celali olan ve devlete karşı isyan eden celaliler gibi psikolojik çöküntüyle bütün hayvanları kesip kurtulmaya çalışan sığır üreticilerimiz kombinanın önündeki cadde de 6 büyükbaş hayvanı keser tepki gösterdiler. Aslında birçok kişinin böyle bir eylem yapılmasını tepki gösterdi ama biraz daha derinlemesine düşündüğümüzde daha büyük bir dram karşımıza çıkıyor. Köylümüz için tarla, toprak ve hayvanlar geçimi bakımından çok önemlidir. Ona zarar gelmesi kendi canına zarar gelmesi gibidir. Tarlasını toprağını hayvanını gözü gibi korur. Hele ki geçimini sadece büyükbaş hayvancılığa dayandırmış bu insanlarımızın hani bütün sermayelerini böyle yok etmesi, Onların nasıl büyük bir bulanıma sokulduğu ortadadır. Son kapatma davasıyla gerilen siyasi gündem için çıkıp "gerilimlerin tarafı değiliz" diyen Ama son 5 yılda toplumuzun da şiddettin arttığı, Önce hatırlarsanız geçen yıllar da liselerimiz de hatta ilkokullarımız da gençlerimiz çocuklarımız birbirlerini bıçaklayarak şiddette başvurmuş, Hatırlarsanız geçen ay gencecik hukuk da okuyan bir genç kızımız Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi annesini öldürmüştü ve sonra ülkemizin birçok yerinden genç kızlarımızın annelerini öldürdükleri haberleri gelmişti. Geçen gün sığır üreticilerimiz eylem yaparken kendileri için önemli olan hayvanları resmen katlettiler... Dün gerilimlerin tarafı olmadık diyen başbakan toplumu son 5 yılda neredeyse yüksek gerilim hattına çevirdi. Siyasi gündemden, geçimden gerilen bu insanlarımız mutlaka bir yerde patlıyorlar ve bu patlamamalar bazen çok aşırıya kaçabiliyor... Bu durum önümüzdeki günler de daha büyük ve toplumumuza büyük acılar yaşatacak olaylara neden olabilir Önüzmüdeki günlerin birçok olaya gebe olduğu şu dönemde, Herkesin daha dikkatli ve daha mantıklı hareket etmeli Kimse bu toplumu bu kadar germeye bu kadar bulanıma sokmaya da hakkı yoktur. Herkes bundan sonra atacağı her adımı çok iyi değerlendirmeli Ağzından çıkacağı her sözü iyi tartmalıdır Yoksa bu gidiş hiç iyi değil... |

Sorun; fazla Kurtlar Vadisi, fazla hoppidi sitkomlar, fazla oryantal starlar, fazla biri bizi gözetliyorlar... Sorun televizyonundan, gazetesine, medyadan pompalanan cinsellik, ahlaksızlık, şiddet ve mafya'da...
Sorun; böylesi dindar! bir hükümetin, toplumu ahlaksızlığa götüren bu gidişata dur demek yerine, türban adı altında insanları bölmeye çalışmasında,kadınların din ayağına, cinselliği gizlenmesi gereken, bir seks objesi haline getirilmesinde...
Sorun; suç işleyenlerin cezalandırılmamasında, tekrar tekrar serbest bırakılmasında...
Sorun; sorunları çözmemekte, umursamamakta ve büyütmekte...
Sorun, bütün dünyada aynı. Tüm dünyada bazı insanlar, savaşlar için üzülüyor... Kendilerine çok uzak olsa da Filistinde ölen çocukları, Irakta tecavüz edilen kadınları düşünüyor...
Bazıları o savaşları yapıyor, yaptırıyor. Bazı zavallılarsa burnunun dibindeki bu savaşlarda kendi dininden insanlar öldürülürken, savaşı yapan askerlerinin sağ salim evlerine dönmesini düşünüyor.
O, en son kafadan,Denizli Valisi Canpolat, Filistin'e gelinliklerle yola çıkan, avrupalı iki sanatçının düşüncesi; "dünya barışı" iğfal edilmişken, bunun turizmi baltalamak için bir komplo olduğunu düşünmüş.
Baltalar düşünmeye başlamış demek!
Özgür Pınar Işık
"Başörtüsü, don ve laiklik
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, iddianamesini, "düşünce özgürlüğü" çerçevesinde sarf edilen sözlere ve "kırmızı sokaklar", "bilbordlarda mayo yasağı" gibi, bilahare hakkında düzeltme yapılan gazete haberlerine dayandırıyor.Beni en çok şaşırtan, Cüneyd Zapsu'nun, başörtüsünü "don" ile ilişkilendiren cümlesinin laiklik karşıtı sayılması oldu. "Başörtüsünü çıkart demek, bir kadına donunu çıkart demek gibi bir şey." Muhtelif yorumlar yapılabilir: "Bu cümle, ince eleyip sık dokumadan öylesine sarf edilmiştir; kadınlar açısından inciticidir; hatta başörtüsüne karşı saygısız bir tavır içermektedir" denilebilir.Ama "laikliğe" aykırı bir cümleden katiyen söz edilemez. Laiklik, devletin temel nizamının din esaslara dayandırılmaması, inançlara karşı eşit mesafede kalınması anlamına gelir. Laikliğin, ikinci ayağı da, din ve vicdan özgürlüğüdür.Cüneyd Zapsu, acaba ne deseydi, laikliğe ters düşen bir düşünce ifade etmiş olurdu? Biraz fikir jimnastiği yapalım: - Her kadın, don giydiği gibi başını da örtmelidir. - Başörtüsüz kadınlar da, donsuz kadınlar kadar edep dışı bir davranış içindedir. Ama Zapsu, zaten, böyle konuşamaz, çünkü hem eşi ve kızlarının başı açık, hem de kendisi laik düzenin bir parçası.Özgürlüğün genişletilmesi, meselâ, "başörtülü kızların okumasına izin verilmesi" veyahut bu özgürlüğün savunulması, laiklik karşıtı bir tutum değildir; aksine, "din ve vicdan özgürlüğü" bağlamında, laiklik ilkesinin bir gereğidir. Laiklik karşıtı bir tavırdan söz edebilmek için, bir özgürlüğün ortadan kaldırılması veya sınırlandırılması gerekmektedir. Herkese başörtüsü mecburiyeti; içki yasağı; evlenmede, boşanmada, cezalarda şeriat hükümlerinin uygulanması gibi...Bugün Başsavcı'nın gerekçesinde yer alan birçok düşünce, her gün çeşitli köşe yazarları tarafından ifade ediliyor. Herkes, hepimiz, laiklik ilkesini çiğniyor muyuz? Laiklik, din düşmanlığı değildir. 28 Şubat dayatmalarını sessizce kabullenmek hiç değildir. Önce bunda anlaşalım. "
(http://www.sabah.com.tr/2008/03/17/haber,9643881979484A0E93D3561FE3C19CA4.html)
Siz kendi ağzınızla söylemişsiniz.
7 Mayıs 2007'de, Fox Tv'de, sizin de konuk olduğunuz Çapraz Ateş programında, Doğu Perinçek'in verdiği o iki örnek bile partinin görüşünü yansıtıyorsa,
Kapatma Davası Açarlar.
O zaman, İnanmıyorum, %47 oy almış bir partiye nasıl kapatma davası açılır? Bize yazık değil mi? diye çırpınmanın bir anlamı kalmamıştır.
Laikliği don lastiği gibi genişleterek , akepeli tayfanın her yaptığını mazur çıkarmaya çalışmayı bırakın ve dua edin de, 7 Mayıs 2007 de söylediğiniz bu cümle, Sevda Demirel'in Hande Ataizi'ne attığı, o meşhur tokat gibi suratınızda patlamasın.
"Ne dedin sen?? ÇATT"
1)
Girintiler el verir, çıkıntılar dokunur
Bahaneler öğüten değirmenler kurulur
Elinizde kalacak azgınlığın tortusu
Özünüzü sarsacak siyasetin örtüsü
Var mı ölçüsü ve tartısı
Ortaya koyduklarınızın ?
2)
Güdümlü yabancılaşma
Aslını inkâr eden yaklaşma
Düşünmeden, desteksiz attınız
Geleceği irdelemeden, hesapsız sattınız
Vurdumduymazlıklarınızla, bir de dayattınız
Size dönecek cezası yaptıklarınızın.
3)
Mümkünse güneşi bir kutuya koyun
Dünya belgesidir özünden kopmuş bir soyun
Çok ileri gittiniz
Yılanları güttünüz
Zamanı öğüttünüz
Farkında değilsiniz
Kaçarken yaklaştıklarınızın.
4)
Yeryüzü karanlık, kalabalıklar duyarsız… gelirsin görmezler
Kardeş… vatandaş bilmece gibi… gidersin bilmezler !
Demir fiyatına satılır mı bakır
Siz yazarsınız başkaları okur
Her birisi insan yutan bir çukur
Şuursuzca açtıklarınızın…
5)
Duyarlılıklarını budamışlar
Göz göre göre içlerini boşaltmışlar!
Öfke kararttı gözlerinizi
Hırs doldurdu ceplerinizi
Hile... oyun... yalan
Kapattı kalplerinizi
Hesabı ağır olacak
Dağıttıklarınızın…
6)
Hayalsiz, sevgisiz, duygusuz uydular
Yazılanlar ve konuşulanlar karşısında uyudular!
Elinizde kalacak azgınlığın tortusu
Özünüzü sarsacak siyasetin örtüsü
Var mı ölçüsü ve tartısı
Ortaya koyduklarınızın ?
Üzeyir Lokman ÇAYCI
politikadergisi@gmail.com