Yeni Sitemizde Yayındayız

Politika Dergisi Sayı 15

href="http://www.politikadergisi.com/sites/default/files/PD15.zip">Politika Dergisi Sayı 15'i İndirmek İçin Tıklayın.

 

4 Nisan 2008 Cuma

Altın talanı adım adım ilerliyor...



Eski Bir Şarkı

Orda bir köy var uzakta.O köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de, görmesek de, O köy bizim köyümüzdür.

1980'lerde, eski model radyomuzdaki, çocuk programlarında dinlemeyi en çok sevdiğim şarkılardan biriydi.

Anıtkabirin hemen yanındaki evimizin balkonunda, gözlerimi kısıp mümkün olduğunca uzağa bakarak, bu çocuk şarkısını söyler, o uzaktaki köyler ve o köyde yaşayanlar hakkında hayaller kurardım.

Gitmesek de, görmesek de o köy bizim köyümüzdü çünkü.

Hiç görmediğim, kestane, gürgen palamut, altı yaprak, üstü bulut ormanların, hemen yanıbaşındaki köyümü düşünür eylerdim kendimi çocukken.

Çocuk şarkılarıyla birlikte, bizim olan köyler de değişti.

Evet, hala köyler vardı uzakta ama,
Gitmiyorduk.

Görmüyorduk.

Ve o köyler bizim değildi artık.

Maden şirketlerinin ve yabancılarındı.

Didimi İngilizlere, Kaşı Fransızlara vermiştik.

Kaz Dağları ve Artvinle doymayan maden firmaları ise gözlerini Türkiye'nin Organik Çam Fıstığı Deposu İzmir Kozak Yaylası'na dikmişti.

Ve, 5 milyon Çamfıstığı Ağacı ile civardaki 17 köyün geçimini sağlayan bu cennet, Maden Firmalarının sondaj çalışmalarına açıldı.


Kozak Yaylası


Kozak Yaylasında, helenistik çağdan bu yana ekolojik olarak yetişen çamfıstığı ağacından, Türkiye’nin yıllık 40 milyon doları aşan ihracat geliri var. Yayladaki köylüler, altın madeni çıkarılması halinde 17 köyün geçim kaynağı olan çamfıstığı ağaçlarının kuruyacağını, tarımın ve doğal güzelliklerin yok olacağını söyleyerek Kozak Yaylası Çevre Koruma Kültür ve Turizm Derneğini kurdular.Paneller düzenlediler, olanları ve olacakları anlatmaya çalıştılar. Dernek Başkanı Taner Tekin'in açıklamasını olduğu gibi incelemek gerek diye düşünüyorum.


"Maden şirketleri öncelikle orman arazisini kiralayarak maden arama çalışması yapmaya başladı. Hatta sondaj çalışmasını da başlattılar. Maden Yasası elimizi kolumuzu bağlıyor. Altın madeni, Kozak Yaylası’nı kurutur.
Altın madeni yalnızca bir doğa harikasını yok etmiyor, çevrede yaşayan köylülerin hayat damarını da kurutuyor. Çünkü bir ton cevheri işlemek için 10 ton suya ihtiyaç var.
Su kaynakları kesilirse tarım yapamayız, yeraltındaki suyla beslenen çamfıstığı ağaçları kurur. 10 yıl sonra maden araması yapanlar gider bize de atıklarla zehirlenmiş, üzerinde çamfıstığı yetişmeyen kuru ağaçlar kalır.
Üstelik devletimizin bu madenlerden aldığı pay sadece yüzde 2.
Helenistik çağdan bu yana ekolojik olarak yetişen çamfıstığı ağaçlarına ve tamamen endemik bir yapıya sahip olan ve bölge ekonomisinin can damarını oluşturan, 300 binden fazla insana su sağlayan bu yayla feda edilir mi?
Sondajdan çıkan atık, hem Ayvalık ve Altınova’nın içme suyu ihtiyacını karşılayan Madra Çayı’na ve barajına karışıyor hem de yeraltı sularını kirletiyor.
Sondaj için birçok ağacı kestiler. Bir de siyanür havuzu kurulursa yayla yok olur. Bizim altınımız toprağın altında değil, üstündeki çamlardır."

Köylülere iş vererek kandırmaya devam eden Koza Altın İşletmeleri gibi firmalar aslında sadece altın aramıyor, Çevre Cinayeti de işliyor.
Nasıl mı?


Maden Arama Firmaları /Kaz Gelecek Yerden Tavuk Esirgenmez


Kozak`ta araştırma yapan Ege Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Ovacık Altın Madenleri bilirkişisi Prof. Dr.Ümit Erdem, madencilik faaliyetlerinin yaylaya büyük zararlar verdiğini belirterek, bölgenin `Ekolojik hassas bölgeler` arasında yer aldığını, taş ocağının çalışmasının bile mümkün olmayacağını belirtti. Dünyada aranan üç türlü fıstığın en güzelinin Kozak Yaylası`nda yetiştiğini dile getiren Erdem,

"Altın değil herhangi bir madenciliğin, özellikle ekolojik hassas yörelerde yapılması bizim doğal kaynak israfımızdan başka bir şey değil. Maden Yasası`ndaki değişiklikle ruhsat alan her kişi, her kurum istediği yerde arama yapar duruma geldi. Kaz dağları`nda da Kozak Yaylası`nda da madencilik yapmak cinayettir. Dünyanın bir numaralı çam fıstığı üretim havzası Kozak Yaylası'ndadır. Köylü onlara gözü gibi bakar. Böyle yerlere ekolojik hassas bölge diyoruz. Bırakın altın aramayı böyle yerlere çivi çakarken bile oturup 80 yıl düşünmek gerekir" dedi.

EGE Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi Prof.Mehmet Nurullah Kumru da, Kozak Yaylası ve civarında Devlet Planlama Teşkilatı`nın hayata geçirdiği bir proje ile Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü `nün çalışmaları doğrultusunda yörede çok miktarda uranyum potansiyelinin ortaya çıtağını ifade etti.Kumru , altınla birlikte çıkartılan uranyumun çevre ve insan sağlığı açısından önemli olduğunu, altının alınıp uranyumun bırakılması durumunda radyoaktif madde açığının ortaya çıkacağını dile getirdi. Kumru ,

"Verilere göre petrol, doğalgaz, kömür, uranyum gibi maddelerin önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde tükeneceği belirtildi. Ayrıca uranyumun çevreye verdiği olumsuz etkinin dışında uranyum madencileri üzerinde yapılan araştırmalarda, radonun akciğer kanseri için ana sebep olduğu da ortaya çıkartıldı" dedi.

Kozak Yaylası da Kaz Dağları ve Artvin gibi, herşeyden önce doğal varlığımızdır. Maden arama çalışmaları hem doğaya hem de çevredeki insanların sağlığına zarar verecektir.Bu yayla civardaki 17 köyün geçimini sağlamaktadır. Köylülerin dediği gibi yılda 40 milyon liralık ihracat getirisi olan bu doğal sektörü, maden arama çalışmalarıyla baltalamak, altın ararken, altın yumurtlayan tavuğu kesmeye benzer.
Ancak Maden Firmaları Bergama deneyiminden ders alarak, gözlerine kestirdikleri yerlerde "Halkla İlişkiler" adı altında köylülerin gözlerini boyamaya, geleceklerini elinden almaya çalışıyor. "Anadolu'nun Altındaki Tehlike" yazısında Sn.Özer Akdemir'in belirttiği gibi;

"Tüm altın madeni girişimlerinde yoksul köylülere iş vaadi var. Tarlaların, arazilerin, maden sahası içinde kalan yapıların ederinin 10-20 katı fiyatlarla satın alınması söz konusu. Bazı yerlerde, (Uşak - Kışladağ ve İzmir - Efemçukuru gibi) köylülerin arazilerini satmamaktaki kararlılıkları hükümet destekli kamulaştırma sopası ile karşılanıyor. Madenci şirket "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" mantığı ile köylere, yol-su, sağlık ocağı, okul vs. altyapı ve sosyal yaşam tesisleri yaptırıyor. Hatta, Uşak'ta olduğu gibi damızlık boğa dağıtılıyor, iftar yemekleri veriliyor (Bergama), şenlikler düzenleniyor. Maden sahası içinde kalan köylerdeki taşınmazlar bedellerinin çok üzerinde fiyatlarla alınırken, Bergama Ovacık köyü ve şimdi Erzincan Çöpler köyünde olduğu gibi, köy madenin birkaç kilometre uzağında yapılan dubleks evlere taşınıyor.

Bunun yanında madene karşı olanlar, çok çeşitli yöntem ve araçlarla susturulmaya, baskı altında tutulmaya, yıpratılmaya çalışılıyor. Bergama köylülerinin önce gizli örgüt kurmakla suçlanmaları, ardından mücadelede öne çıkan unsurların "Alman ajanı" olma iddiası ile DGM'de yargılanmaları ve nihayetinde madenle ilgili gelişmeleri haberleştiren gazete ve gazetecilere açılan tazminat ve ceza davaları "maden karşıtı" unsurların etkisizleştirilmesine yönelik uygulamalardan birkaçı. Madenci şirketler tarafından yapılan bir diğer halkla ilişkileri geliştirme yöntemi de "bilgilendirme gezisi" adı altında yörenin önde gelen isimlerinin yurtiçi ve dışında çeşitli yerlere götürülmesi oluyor. Hatta, bu öyle bir hale geliyor ki, tıpkı Bergama'da olduğu gibi, madenin açılıp açılmaması sonucunu doğuracak bir rapor hazırlamakla görevli "bilim adamları"ndan oluşan heyetler bile, eşleri ile birlikte ABD'de "inceleme gezisi"ne götürülebiliyor. 1997 yılındaki Danıştay kararının ardından kapatılan Bergama altın madenini Başbakanlık'ın talimatı ile yeniden inceleyip "açılabilir" diye görüş bildiren TÜBİTAK raporu böyle hazırlandı. "

Sonuç


1980'lerden itibaren herşey "para" ve "güç" oldu.

Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik herkesin hakkı olan konular olmaktan çıkarılıp,adım adım özel sektörün kucağına atılıyor.

Ülkenin bütün varlıkları, en önemli kurumları, kuruluşları teker teker satıldı.

Gümrük Birliğinden sonra cari açık devasa boyutlara ulaştı.Bu iktidar döneminde, sıcak paraya verdiğimiz inanılmaz faizle, ekonomizi, güzel gösterilmeye çalışılmış, sıkça da estetik ameliyatlardan geçmiş bir hayat kadını gibi yabancı yatırımcılara ve hatta japon ev kadınlarına bile pazarladık.


Ulusalcılığı rafa kaldırıp, küresel küresel diyerek küresel krizin tam göbeğinde buluverdik kendimizi.Üstüne üstlük tüm varlıklarımızı kaybetmiş, kolumuz kanadımız kırılmış olarak.

Ab fonlarıyla beslenen eğitimden, sağlığa farklı kurumlarda, ülkemiz aleyhine gelişmelere göz yumulmasıyla karşılaştık.

Üretimi destekleyecek hiç yatırım yapmayıp insanları sadaka toplumu haline getirdik.Sadaka toplumu olsunlar ki oyları satın alınabilsin.

Şu sıralar gündem çok farklı.

Kendi erklerini devam ettirmek için bazıları, yukarlarda atmadığı taklayı bırakmaz, hakka hukuka inanmadıklarından yargıyı bile bulanıklaştırmaya çalışırken,

Ab'nin kendisine çıkacağı destek karşılığında dümeni o tarafa kırmış, 301. maddeyi kaldırmayı ve Türklüğe küfrü serbest bırakmayı bile göze almışken,

Vergi Rekortmeni, Medya Tekeli, Zatımuhterem, yanar döner fenerler gibi, sıkmabaşta hükümete karşı çıkıp, 301de sesini çıkarmazken (o da dümeni hükümete kırmış)

Ortalıkta dümenleri kıran kıranayken,

Orda bir yayla var uzakta.

Maden firmalarının kucağına atılmış.

Doğal bitki örtüsü zenginliği ve korunmuş geleneksel yapısıyla, İzmir'in Bergama ilçe merkezine 20 kilometre uzaklıktaki Kozak Yaylası, uluslararası altın tekellerinin istilasına uğrayarak yok edilmeye başlandı.

Kozak Yaylası hepimizindir.

Sahip Çıkalım.










Özgür Pınar Işık

5 yorum:

cihat dedi ki...

danıştay geçen gün kaz dağları ile ilgili mutlu edici bir karar verdi ve "ka dağları kaılamaz" dedi.

hukukumuzun üstüne bu kadar gitmelerinin sebebi budur.

sonuçta hukuk yoluyla bunların üstesinden gelebiliriz. ama önce sizin de söylediğiniz gibi bizim olana sahip çıkmamız lazım.

o yayla bizim. tıpkı kaz dağları gibi. tıpkı tüpraş gibi. tıpkı petkim gibi. tıpkı telekom gibi. tıpkı seydişehir gibi. tıpkı özelleştitilen limanlarımız, fabrikalarımız, tekelimiz gibi.

bu memleket bizim!
bizim dostlar.
BİZİM

Yusuf Kağan Atalay dedi ki...

Oldukça bilgilendirici bir yazı olmuş.Evet, tıpkı ülkemizin diğer değerlerine sahip çıkmamız gerektiği gibi Kozak Yaylasına da sahip çıkmak zorundayız.Tabii burada bize düşen hem yerüstündeki doğal zenginliklerimize sahip çıkmak, hem de bu zenginliklere zarar vermeksizin yeraltı zenginliklerimizden de istifade etmeye çalışmaktır.Türkiye Atatürk'ün gösterdiği hedef olan çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak ve Türklük insanlığın üzerine bir güneş gibi doğmak zorundadır.İnsanlığın topyekün kurtuluşu ancak ve ancak bu yolla olacaktır.Bu yolda azimle çalışması gereken biz Türklerin elbette öncelikle kendi vatanımıza sahip çıkmamızın, her türlü yeraltı ve yerüstü zenginliğimizi Türkiye'yi bu hedefe ulaşmaya gün be gün yaklaştıracak bir şekilde kullanmamızın gereği kaçınılmazdır.İnsanlık tarihinde kutlu bir dönüm noktası olacak Türklüğün Dünya Haki! miyeti bütün insanlık alemine gerçek barış, huzur ve zenginliği elbette ki getirecektir.Bu uğurda çalışan bütün asil yürekleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Mücahit Önder dedi ki...

Pınar Hanım her zamanki gibi döktürmüş. Ellerine sağlık. Kendim de Bergamalı olduğum halde olaydan bihaerdim. Bilgilendim.

Tekrar tebrik ve teşekkür ediyorum.

Adsız dedi ki...

Sevgili Özgür Hanım,
Ellerinize, yüreğinize sağlık.. Çok güzel anlatmışsınız herşeyi..
( Yaklaşık yarım saat önce TRT için destek mesajı yazdım ve aklıma gelen ilk şey
bu şarkıydı, " Orda bir köy var uzakta"... henüz yayınlanmadı ama birkaç saat içinde onaylanıp yayınlanır herhalde. Bu şarkının aynı gün aklımıza gelmesi çok hoş bir
tesadüf oldu:-))) )
Yazınıza ekleyecek bir şey bulamadım.. sağolun, varolun..
Sevgi ve saygılarımla
Sibel Ersoy

Handan TAN dedi ki...

İstanbuldan kaçık ömrümün kalan kısmını geçirebileceğim bir memleket köşesi ararken,Küçükkuyu ve Kozak yayla köyleri arasında karar vermeden önce bir araştırayım havası suyu nasıldır derken, makalenizi okudum. Ben nereye gitmek istese benden önce kazıcılar gelmiş oluyor. Ben bu memleketin evladıyım ve doğnın içinde ona zarar vermeden üeterek yaşamak istiyorum. Hiç şansım yok mu ?

Yazı Hakkındaki Yorumunuzu Bırakın

© Blogger Templates | Tech Blog