Yeni Sitemizde Yayındayız

Politika Dergisi Sayı 15

href="http://www.politikadergisi.com/sites/default/files/PD15.zip">Politika Dergisi Sayı 15'i İndirmek İçin Tıklayın.

 

14 Mart 2008 Cuma

AKP'ye Açılan Kapatma Davası Hakkında

14 Mart 2007 Cuma. Bugün Türkiye için tarihi bir gün. Nedeni ise hepimizin bildiği gibi, siyasi iktidar partisine karşı açılmış kapatma davası. Aslında açılan dava bununla da sınırlı değil. Davanın diğer bir önemli tarafı, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı'na 5 yıl süreyle siyasi yasaklama (men) istemi (Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç 71 kişinin yasaklanmasının istendiğini açıklamıştır).

Davanın sebebi ise, mevcut iktidar partisinin 'lâikliğe aykırı fiillerde bulunması'.

Davayı açansa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya.

Davanın sonucu Anayasa Mahkemesi belirleyecek. Siyasi partilerin kapatılmasında Anayasa Mahkemesi üyelerinin kapatma karar alabilmesi nitelikli çoğunlukla gerçekleşir. Yani 11 üyeli Anayasa Mahkemesi'nin, kapatma kararını verebilmesi için, 11 üyeden yedisinin kapatmaya evet yönünde oy kullanması gerekmektedir.

Peki bu süreç bir sürpriz mi?

Ben şahsen yazılarımda böylesine bir sürecin yaşanabileceğini çok sefer belirttim. AKP İktidarı lâiklik kavramına aykırı işler yaptığı zaman bunu sürekli dile getirdim. Kendimi övmek için söylemiyorum çünkü bu tarzda söylemleri bir başkası daha dile getirmişti: "Abdurrahman Yalçınkaya"

Abdurrahman Yalçınkaya 17 Ocak 2008 tarihinde yağtığı konuşmasında bakın nasıl ifadeler kullanıyor: "Siyasi partilerin; Cumhuriyetin laiklik niteliğinin değiştirilmesi amacını güdemeyecekleri gibi bu amaca yönelik faaliyetlerde, beyanlarda bulunamayacakları, bu kuralı göz ardı etmenin laiklik ilkesinin korunmasını imkansız kılacağını keyfiliğe yol açacağını, Devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince kutsal tanınan hususları alet ederek propaganda konusu yapamayacakları, istismar edemeyecekleri kötüye kullanamayacakları, aksine faaliyet ve beyanların din ve dince kutsal sayılan şeylerin istismarı sayılacağını, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri, Türk Dilinden veya Kültüründen başka dil ve kültürleri korumak geliştirmek veya yaymak yoluyla ülke üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık maksadını, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacını, güdemeyecekleri bu yolda faaliyetlerde bulunamayacakları, bu kuralları görmezlikten gelmenin azınlık yaratılmasını ve devletin tekliği ilkelerini zayıflatacağı, Dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacını güdemeyecekleri, bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamayacakları, diğer halde demokratik devlet düzeninin korunmasının olanaksız olacağı, Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı, Anayasa ve yasalarda hüküm altına alınmış, ayrıca yaptırımları gösterilmiştir.

Bağımsız ve egemen olan her devletin, partiler üstü olan bir devlet politikası vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devlet politikası, işgal güçlerinin yurttan çıkarılıp, Lozan Anlaşması sonucu ülke sınırlarının yeniden belirlenmesi ve kurucu devlet ve kurucu meclis tarafından yapılan 1924 Anayasası ile belirlenmiştir. 1982 Anayasası ile de anılan devlet politikası değiştirilemez hükümleri de konulmak suretiyle koruma altına alınarak başlangıç hükümleri ve ilk dört madde açıklanmıştır. Cumhuriyet yönetiminin ilkesi olan halkın egemenliği kuralı gereği de halk oyu ile kabul edilmiştir. Cumhuriyetin temel ilkelerini, 85 yıllık kazanımlarını yok saymak, özgürlüğü çağdaşlaşma yerine dini esaslar çerçevesinde ele alarak etnik gruplara, mezheplere, ırkçılara haklar vermek olarak görmenin ve tartışmanın ülkeye yarar getirmeyeceği halkı önce bilinçlendirmeye, ayrıştırmaya sonra da çatışmaya götüreceği açıktır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında bazı giysilerin kullanılmasının özgürlük sayılıp, özgürlükler içine alınmasının mezheplerin, cemaatlerin ırkçı örgütlerin ayrılıkçı güçlerin sembollerini rahatça kullanacakları, yayacakları, eğitim görenleri örgütleyerek huzursuzluğa, saflara ayıracağı, eğitim ve öğretim kurumlarının yukarıda sayılan etkin örgütlerin alanı haline getireceği, laik ve üniter yapıya aykırı bir faaliyet alanına dönüştüreceği Yüce milletimiz ve ülke ile milletin koruyucusu olan yasalar önünde sorumluluğun anayasa ve yasalar gereği bu yönde beyan ve faaliyetlerde bulunan siyasi partilere ait olacağı gözden kaçırılmamalıdır.

Siyasi partiler; mevzuatın veya yasal ve anayasal yapının değiştirilmesi konusunda girişimde bulunurken önerilen kuralların ve buna ulaşmadaki faaliyetlerin her bakımdan yasal ve demokratik olmasına dikkat etmelidir. Önerilecek değişikliğin kendisi temel demokratik prensiplerle anayasada belirtilen insan hakları ile, Atatürk Milliyetçiliği ile laik ve sosyal hukuk devleti ile bağdaşmalıdır. Demokrasinin bir veya birçok kuralına uymayan veya cumhuriyetin temel ilkelerinden olan laik ve üniter yapıyı, demokrasiyi yok etmeyi amaçlayan ve de demokrasinin tanıdığı hak ve özgürlükleri yasa dışı yorumlarla tarif ederek oluşturulan siyasi projeleri öne süremeyecekleri, bu nitelikteki beyan ve eylemlerin gerek iç hukuk gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi korumasından yararlanamayacağı gözetilmelidir."

Birçok insan bu konuşmaları AKP'ye karşı bir ihtar olarak yorumlasa da ben bunun bir ihtardan öte, faaliyete girişmenin resmi olarak görüyorum. Kısacası Sayın Yalçınkaya, bu konuşmayı yaptığında, bizce kafasında davayı açmayı çoktan planlamış vaziyetteydi.

Anayasa Mahkemesi'nin burada vereceği kararı değerlendirelim. Bir kere, şöyle bir yanlış düşünce hakim: "AKP'yi kapatmak milleti kapatmaktır."

Yukarıdaki düşüncenin sahibi eski milletvekili ve Refah Partisi ile Fazilet Partisi'nin kapatılması davasında bu iki partiyi de savunan avukat Prof.Dr. Mustafa Kamalak'tır. Değerli hocamız ve eski milletvekiline soruyorum. Bu ülkede halkın oyunu almak, hukuka saygı göstermemek ve Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı davranışlarda bulunabilmek için yeterli midir? Değerli hocam sorunun cevabı basit, tabi ki hayır. Peki AKP bu tarz davranışlarda bulundu mu? Hukuka göre şu an için hayır. Bu açıdan Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar oldukça önemlidir.

AKP Milletvekili Sayın Zafer Üskül'ün açıklamalarına bakalım: "AKP'nin kapatılması Türkiye'de istikrarı bozar."

Sayın Üskül, siyasi istikrar mı daha önemlidir, yoksa Yargıtay Cuhuriyet Başsavcısı'nın lâikliğe aykırı fiil var iddiasından, gerçekte var olmasından doğabilecek çöküntü mü? Bir milletvekili daha mantıklı açıklamalar yapmak mecburiyetindedir. İstikrar denilen şey ancak temel niteliklerine saygı duyulan bir yerde var olmalıdır ve var olurda.

Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasi geçmişine bakacak olursak, kendisinin daha öncede parti kapatılma süreçleri içinde var olduğunu görürüz. Kendisi bu süreç hakkında açıklama yapmaktan, görevinin gereği olarak, çekindi; ama yine de bizim aklımızda kalan bu kadar çoğunluğu olan bir partiyi kapatmak Türkiye'ye ne kazandırır, ne kaybettirir bunun düşünülmesi gerekir sözleri zihinlerimizde kaldı.

İçimden şunu söylemek geldi: "Lâikliğe aykırı filler sergileyen birilerinin varlığı Türkiye'ye ne kazandırır, ne kaybettirir bunun dikkatlice düşünlmesi gerekir."

Velev ki türban siyasi bir simge olsun ne olur ki sözünden de esinlenecek olursam şunu söyleyeyim. Velev ki AKP lâikliğe karşı olsun veya olması ne olur ki?

Eğri oturalım doğru konuşalım. Anayasa Mahkemesi tarihi bir karar verecek. 367 Kararı olarak ünlenen karar da Anayasa Mahkemesi'ne güvenmeyenler, kendileri içn olumlu bir karar çıkarsa bakın naıl o mahkemeyi göklere çıkartacak; fakat kendileri için olumsuz bir karar çıkarsa da üzülmeyecekler. Çünkü yerel seçimler yaklaşıyor ve Ampül kapanırsa, florasan açılacak.

Türkiye bir siyasi partiler mezarlığıdır ve aynı zamanda çok dirilen parti görmüştür.

Son söz, siyasi partilerin kapatılması gerçekten demokrasiye vurulan bir darbedir; ama bu ülke içinde ideolojilerden ödün vermek herkesin katlanması gereken kutsal bir vazifedir.

Gökhan DAĞ

2 yorum:

Eylül Eren dedi ki...

akp türban yasağını kaldırmaya kalktı bizim başsavcı anında müdahale etti.ama akp kurtulursa bu defa biraz zor dururu o başsavcı orda.anayasa değişikliği yolda bile.sağolsun mhp teklşifini yaptı bile.yani başsavcım işin zor biraz.istersen bugün seçim yapalım yüzde altmış yetmiş oyla yine akp çıkack belki o kadar çok oy almayacaktı siz bu davayı açmasaydınız sırf sizin inadınıza bile verilecek bu defa oylar.yani demek istediğim KENDİ KAZDIĞINIZ KUYUYA DÜŞTÜNÜZ...ve kürtler şimdi islamcı olup çıkıverdiler karsımıza mitinglerde kuranı alet etmeler falan bas bas bağırıp müslümanlığı reddedenler şimdi islamcı oluverdi.şu davayı açan adamda zavallı adamda urfalı bir kürt işte.yani yine kütrler var işin içinde.müslüman değilde müslümanız diyen kürtlerden biri o başsavcıda.bayramlaşmak bile laikliğe ayrıkı.bence başsavcımız oturup ağlasın haline.ne kadar çares! iz bir halde olduğunun eminim oda farkında.tabi ergenekon yaramadı bazılarına oyunlar bittiya o zorunuza gitti sizin.akp yola devam sırtın sağlam senın.koca türküye var peşinde.71 kişi değiliz 71 milyonuz...

Adsız dedi ki...

sen ve senin gibi mahlukatlar olduğu sürece ''kürt sorunu'' diye tabir edilen şey bitmez. her kürt aynı değildir unutma ki pkk kürt halkını savunuyormuş ayağına yatıp, onları finasman olarak kullanan, başta abd olmak üzere tüm Türk düşmanlarının desteğini alan ermeni 'asker' bulunduran bir örgüt. ya cahilsin, ya da Türk-kürt davasını dava haline getirmek için aramıza yollananlardansın!

Yazı Hakkındaki Yorumunuzu Bırakın

© Blogger Templates | Tech Blog