Yeni Sitemizde Yayındayız

Politika Dergisi Sayı 15

href="http://www.politikadergisi.com/sites/default/files/PD15.zip">Politika Dergisi Sayı 15'i İndirmek İçin Tıklayın.

 

28 Mart 2008 Cuma

Düşmanımın Düşmanı Dostumdur'a Alet Olmak

Osmanlı bizim atamızdır, doğru. Ancak öyle bir durum var ki; bu ne tarihe sahiplenmeye ne de ata sevgisine sığar. Kuyruk acısı yüzünden, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünü müteakiben nasıl mürteci alternatif bir tarih yazılmış, göreceğiz. Bu yolla bakalım, Cumhuriyet düşmanlığı nasıl Osmanlı karasevdasına dönüşebiliyor ve buna nasıl alet olunabiliyor?

Birincisi, Devlet-i Âli Osmaniye tarihte Türklerin kurduğu büyük bir devlettir. Kültürüyle, kadrolarıyla Cumhuriyetimizde de elbette izi vardır. Ayrıca tarihin mantığına ters bir durumu savunanlar da mevcut. Bağlantısız, birbirinden kopuk bir tarih mümkün değildir ama görülmelidir ki; devrimler tarihin seyrini olabildiğince değiştirir.

Bunlardan neden bahsettim? Cumhuriyet’in kuruluş döneminde olmasa da sonraları ve bilhassa 1950’lerden beri mürteci kesimde Cumhuriyet’in meşruiyetini tartışmak için tarihi tahrif etme akımı var. Değerli yazar Turgut Özakman’ın “Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele” adını taşıyan yapıtı bu konuda yazılmış en önemli eserlerden ve belki de en önemli eser. Abdurrahman Dilipak, Kadir Mısıroğlu, Hasan Hüseyin Ceylan gibilerinin mesnetsiz iddialarına tokat gibi cevaplar bu eserde fazlasıyla mevcut. Ondan bundan değil, belgeleriyle gerçek tarihten konuşalım.

Bu yazıma kaynak oluşturduğu için büyüğümüz, abimiz, değerli yazarımız Turgut Özakman’a daha yazının girişinde teşekkürü bir borç bilirim.

Osmanlı’ya -daha doğrusu Osmanoğlu soyuna- hayranlıklarından mıdır, Cumhuriyet’e düşmanlıklarından mıdır bilinmez bu kesimin yanlışlarını birkaç örnekle gösterelim.

Atatürk’ün Büyük Nutku’nun ilk paragrafında Vahidettin’in hıyaneti ile ilgili cümlelere bakalım. Bakalım Gazi, ne diyor:

“Saltanat ve Hilafet makamında bulundan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakla tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı.”

Peki, bu mürteci zevat ne diyor bu konu hakkında? Vay efendim, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya direnişi örgütlemesi için gönderilmişmiş de, Mustafa Kemal sonra Vahdettin’i arkadan vurmuşmuş.

Hatta Özakman’ın eserinde gördüğüm birkaç örneği de aktarayım da daha rahat anlayabilelim bu zevatı.

“Vahideddin’in, M.Kemal’i Anadolu’ya gönderen ve üstün yetkiler vererek işini kolaylaştıran, hatta ifa ettiği vazifeyi sağlayan insan olduğunu, vicdan rahatı içinde şahadet edebiliriz.”(Vehbi Vakkasoğlu, Son Bozgun, 1.C., s.147)

“Kemal Paşaya güvenerek.. Anadolu’nun kurtuluşu için Samsun’a gönderme fikri tamamen Halife-Sultan Vahideddin’e aittir.”(H.Hüseyin Ceylan, Büyük Oyun, 1.C., s.24)

Neler yazmışlar, neler? İnanın okusanız, ulusalcı komplo teorileri olarak bilinen yazıların, bunların yanında yere sabitlenmiş yazılar olduğu kanısına varırsınız. O kadar uçmuşlar, yani!

Şimdi bunların yanında bir tane daha dedikodu var. Güya Fevzi Paşa’yı Vahideddin çağırmış da… Direnişi sağlamak için görev verebileceği adamların listesini istemiş de… Listede Mustafa Kemal yokmuş da… O neden yok, hırsız mıdır, ahlaksız mıdır, beceriksiz midir demiş de… Fevzi Paşa, Padişah’a Kemal Paşa cumhuriyet taraftarıdır demiş de… Padişah da ona kurtulalım da sırf cumhuriyet ile kurtulalım demiş.

Şimdi Padişah bunları diyemez mi, diyebilirsiniz. Ancak bu iddiaların nerde ve ne zaman çıktığını bileniniz var mı? 1976’da, Tercüman’da… Peki, kimin ağzından? Fevzi Çakmak’ın eşi Fıtnat Çakmak’ın ağzından. Öyle olsa iyi... Olayın gerçekleşmesine(!) bakalım. Fevzi Paşa Fıtnat Hanım’a “bende bir sır var, bugünkü ortam sebebiyle söyleyemem, benle birlikte mezara gider bu sır” demiş. İşte kabaca yukarıda mış’lı muş’lu şekilde aktardığım şeyleri söylemiş.

Mezara gidecek sır, neden Fıtnat Çakmak’a gitsin? Diyelim ki, hayat arkadaşıdır söyler. İyi de siz bunun kimden aktarıldığını biliyor musunuz? Görenler de, Fıtnat Hanım’dan aktarılmış sanacak? Hayır! Fıtnat Hanım, ölünce yazılmış. Gazetenin faydalandığı sunî kaynak da dış kapının dış mandalı... İşte bu haber üzerine bu yaygara, bu telaş! Madem böyle bir haber geldi, yürüyün Osmanlı’yı kuruyoruz!

Bütün bu negatif izlenime rağmen, diyelim ki bu yazılanlar doğru! Bu kadar tavizi kimse vermez, haberiniz olsun. Kuva-yı İnzibatiye ordusunu, milliyetçileri kötüleyen sözlerini, Mustafa Kemal hakkındaki idam fermanlarını(Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya atılan) görmezden mi geleceğiz? Şadiye Osmanoğlu(II. Abdülhamid’in kızı), Lütfi Simavi gibilerin Vahdettin’in paragöz olduğunu açıkça beyan eden tanıklıklarını görmezden mi geleceğiz? Lord Curzon’a çekilen telgraflar da mı yalan? Padişah’ın İngiliz koruması altında gittiği de mi… Peki, İngiliz Amiral de Robeck’in Damat Ferit’e verdiği “Sultan’ın kendisinin ve adamlarının selametini sağlayacak her türlü tedbirin alınacağı” güvencesi de mi yalan? Yalan diyenler Turgut Özakman’ın kitabına bakıp, daha net görebilirler. Hayaletle, gölgeyle değil belgeleriyle!

Sizi burada daha fazla boğmak istemiyorum. Ayrıca bu sözde milliyetçi takımı önüne bir baksın? Osmanlı yardakçılığı yapıyorsunuz da; Orta Asya’dan kalan Türkçe Kuran tercümelerini yasaklayan, yırtıp atan kim? Fatih Sultan Mehmet. Türkçe makale yazmayı yasaklayan kim? II. Abdülhamid. Kuru lafla milliyetçi olunmuyor.

Demem o dur ki; tarikatlarının, toplumsal statülerinin kaybolmasının kuyruk acısıyla Atatürk’e saldıran mürteci takımına alet olmayalım. Laik cumhuriyet bu ülkeye işte böyle soysuzların hilafet makamına sığınarak soysuzluğunu gizlemesini engelledi. Bu cumhuriyetin meşruiyetini tartışmaya, laikliğin içini boşaltmaya hiç kimsenin hakkı yok. Üstelik de bol keseden atma ile asla!... Kısacası amaç tarih yazmak değil, tarih bozma yoluyla birilerinin tekrar kendilerine rant(mali, siyasi, sosyal) sağlamaktır. Türkiye’nin demokrasi serüveni bunun öyküsüdür. Halkı din yoluyla uyutarak kendilerine rant sağlayanlar ve bu zevatın karşısında duranlar… Oyuna gelmeyelim! Hani, “tarih tekerrürden ibrettir” diye bir söz var ya, ona karşılık Mehmet Akif de sorar: “Hiç ibret alınsa tekerrür mü ederdi?” Tarihi cumhuriyetten intikam almak için değiştirmek yerine, yanlışları görüp tekrar emperyalistlerle uzlaşmasalar, tekerrür eder miydi hiç? Düşmanlarının düşmanlarına elde avuçta ne varsa vermeselerdi, bu duruma gelir miydik? Böyle değerlendirmekte fayda var.

Bu ülke gereğinden fazla Osmanlı’yı taşımıştır. Ortada bir nankörlük, hainlik varsa bu da bilhassa son dönem Osmanlılarındır. Önce gaflet, sonra dalalet ve nihayet ihanet içinde bulunarak… Bugün bir Irak olmadıysak bu Mustafa Kemaller sayesindedir. Ve nankörlük yüzünden çarpılacak birileri varsa da bu yönetimdir. Siyasi, ekonomik, kültürel açıdan dışarıya yamanmış bir ülke ve mirasımız. Tekrardan sormakta fayda var: “Nankörlüğü yapan kim?”


Not: Bağımsızlık Savaşımız(askeri olduğu kadar ekonomik, siyasi, kültürel açıdan da) ile ulusal benliğimizi korumamızı, cumhuriyet ve laiklik ile İslam ülkeleri arasında en olgun ve demokratik olmamızı sağlayan Mustafa Kemal başta olmak üzere tüm cumhuriyetçi kadronun aziz hatıralarını şükranlarımla selamlıyorum. “Gericiliğe ve emperyalize karşı, yaşasın Mustafa Kemal ideali”

Emrah ÖZDEMİR

3 yorum:

özgür pınar ışık dedi ki...

Sevgili kardeşim Emrah,
Dün akşam bu konu üstüne konuştuk arkadaşlarla.Çok da gülüp eğlendik.
Mustafa Kemal İngiliz ajanıymış dediler.
Peki Şike mi yapmış İngilizlere bu adam? dedim.
Güldük.
Bazı dar bakış açısına sahip insanlar Mustafa Kemal Atatürk'ün nasıl böyle bir mümkünsüzlüğü başardığına inanamazlar.
Oysa o güçlü bir, sürükleyici lider olmasının yanısıra, halkının desteğini "bir şekilde" alarak yapmıştır bunların tamamını.
Kendini halktan ayrı görmemiştir.
Saraylarda yaşamamış, ülkesini yabancılara satıp, apar topar kaçmamıştır o yüzden.
Mustafa Kemalin ülküsü ilginçtir.
TAM BAĞIMSIZLIK.
Tam ve sağlam bir özgüven gerektirir.
Bu nedenle ona laf etmeye çalışanlar (Nutuk düzmecedir,Hangi Atatürk? vs.)ilk akıllı tepkide ben öyle değildim demeye, daha üstüne giderseniz ağlamaya başlarlar.
Mustafa Kemal Atatürkü tanımak, anlamak ve tamamlamak muazzam bir özgüven verir insana.
Omuzlarının bu yükü taşıyacağına gözü yemeyenlerse, kıvırırlar da kıvırırlar.
Seni böyle sağlam görmekten memnunum :)
Kalemine sağlık

özgür pınar ışık dedi ki...

...İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal...
İkinci Mustafa Kemal, onu ben kelimesiyle ifade edemem ; o ben değil,
Bizdir!

Gökhan DAĞ dedi ki...

Ellerine sağlık Emrah...

Yazı Hakkındaki Yorumunuzu Bırakın

© Blogger Templates | Tech Blog