Yeni Sitemizde Yayındayız

Politika Dergisi Sayı 15

href="http://www.politikadergisi.com/sites/default/files/PD15.zip">Politika Dergisi Sayı 15'i İndirmek İçin Tıklayın.

 

14 Ocak 2008 Pazartesi

Aydınlanmamış Aydınlar...

Sevgili okurlarım, aslında bu yazının başlığını "Aydın İhaneti" koyacaktım.

Çok alışılmış ve çok klasik olduğu için vazgeçtim.

Onun yerine zıt kavramlardan oluşan "oksimoron" bir başlık seçtim.

* * *

"Aydın", "aydınlık" gibi "aydınlanma" gibi temel kavramlardan gelen bir sözcük...

Eski deyimle "Münevver"...

O da aynı kökten geliyor:

Işıklanmış, nurlanmış anlamında "Tenevvür etmekten" yani "aydınlanmaktan"...

* * *

Her iki sözcüğün temelinde de aynı kavram var: Işık, aydınlık, nur...

Bu nedenle "Aydınlanmamış Aydın" ya da "Tenevvür etmemiş Münevver", aynen "yaşayan ölü" gibi "oksimoron bir deyim.

Siz buna "Karanlık Nurcu" veya "Aydınlatmayan Işıkçı" da diyebilirsiniz!

* * *

"Aydınlanmamış Aydınlar" nasıl ortaya çıkıyor?

Medyaya nasıl egemen oluyor?

* * *

"Aydınlanma", Batı Avrupa'da yaşanan bir tarihsel döneme ve bir kültürel-siyasal sürece verilen isim.

Temelleri Rönesans ve Reformla atılan, Fransız İhtilali ile patlayan ve "Yakın Çağ"ı başlatan bir süreç:

Endüstri Devrimi ve onun sonuçları olan kentleşme ve demokratikleşme ile tüm dünyaya egemen olmuş.

* * *

"Aydın" esas olarak yukarda açıkladığım bu sürecin doğurduğu bir birey tipi.

Süreç, zorunlu olarak din-tarım toplumunun feodal yapısını çökertmiş...

İnsanları, dinin (kilisenin) ve toprak ağalığının baskısından kurtarmış, onlara özgür ve bağımsız bir kimlik, eşitlik, adalet ve kendi yazgısına egemen olma hakkını vermiş...

Böylece, boyun eğen dogmatik kişilikten, özgür ve bağımsız, sorgulayan kişiliğe ve bu kişilik tipini yaratan, destekleyen, bilimin yol göstericiliğinde işleyen kurumlara geçilmiş...

Aydın, hem bu kurumları yaratmış ve desteklemiş, hem de bu kurumlar tarafından yaratılmış ve desteklenmiş.

Batı'daki kısa tarihçe bu.

* * *

Bizdeki "Aydınlanmamış Aydın", okumuş-yazmıştır...

Diplomalıdır...

Ama eşitlik ve adalet ilkelerine, bireyin kendi yazgısına egemen olma hakkına önem vermez...

Bağımsız, özgür ve sorgulayıcı kişilik ve bu kişiliği geliştirici kurumlar, bilim ve demokrasi onun için önemli değildir...

Onun için önemli olan cemaatçilik, dogmatizm ve iktidar dalkavukluğudur...

Sürekli bir "kıble" arar...

Moskova çökünce, Washington'a döner, Brüksel'e döner, Mekke'ye döner...

Döner babam döner...

Köle ruhlu olduğundan, patronlar tarafından tercih edilir; hemen medyaya da egemen olur, o gazete senin, bu televizyon benim, dolaşıp durur...

İktidarlar değişir, efendiler değişir, kıbleler değişir, ama onun dalkavukluğu değişmez...

Arkasına, hangisi olursa olsun, iktidarın gücünü alır...

Yozlaşmış, üç kağıtçı siyasetçinin vazgeçilmez müttefikidir...

Arap olsun, Batı olsun, her türlü emperyalizmin hizmetindedir...

Eleştirmez, över...

Sorgulamaz, biat eder...

Prof. Dr. Emre KONGAR

Not: Bu yazı değerli hocamızın izniyle http://www.kongar.org/aydinlanma/2008/605_Aydinlanmamis_Aydinlar.php adresinden alınmıştır.

1 yorum:

Sarper Atakul dedi ki...

İlginçtir ki bu kadar atıp tutan Emre Kongar'ın kendi de memleketin en büyük medya gruplarından birinden maaş almaktadır. İnsan bu yazıyı okuyunca Emre Kongar'ı Sezen Aksu'nun o nefis şarkısını söylerken canlandırıyor hayalinde (nedense!): "Masum değiliz hiçbirimiz".

Yazı Hakkındaki Yorumunuzu Bırakın

© Blogger Templates | Tech Blog